"HZ.PEYGEMBER VE BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI” / Köşe Yazısı - Mehmet TAŞDELEN

9.4.2015 13:08:02
Mehmet TAŞDELEN

Mehmet TAŞDELEN

Bugün dünyamızda sınır kavramı kalkmıştır. Bütün insanlar dünyanın bir ucundan öbür ucuna gidebilmektedir. Farklı din, dil, ırk, renk, ülke, kültür, inanç ve meşrebe sahip insanlar, büyük bir yoğunlukla bir arada yaşamaktadır.
Dolayısıyla bugün birlikte yaşama konusunda sorunlar ortaya çıkmaya başladı. Genelde insanlığın özelde ise Müslüman toplumların karşılaştıkları sorunların çözümü için neler yapılması gerektiği; dinlerin, özellikle de son hak din olan İslam’ın bakış açısının ortaya konması; tarih boyunca Müslümanların bu konuda geliştirdikleri hukukun bilinmesi; tarihî tecrübenin günümüze yansıtılması ve birlikte yaşama ahlakı konusunda bir bilinç oluşturulmasının büyük bir ihtiyaç olduğu gerçeğiyle karşı karşıya geldik.
Bu konuya dikkat çekmek ve buna bir çözüm olması açısından Diyanet İşleri Başkanlığımız 2015 yılı Kutlu Doğum Haftasının temasını/konusunu “HZ.PEYGAMBER VE BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI” olarak belirledi.
Hiç şüphesiz İslam, farklılıkların bir arada barış ve huzur içinde yaşamalarına dair ahlak ve hukuk ilkelerini belirlemiş yegâne dindir. İslam’ın “öteki” anlayışı, farklılıkların bir kimlik olarak muhafaza edilip yaşatılmasını öngörür. Kur’an-ı Kerim, farklılıkları Allah’ın ayetleri olarak değerlendirir (Rûm, 30/20) ve insanların kavimlere, kabilelere, ırklara ayrılmasının hikmetini “teâruf” yani birbirini tanıma (Hucurat, 49/13), kavramıyla izah eder. Buna göre yeryüzünde dillerin, renklerin, etnik yapıların farklı farklı oluşu, ötekini tanıma, bilme ve kabullenme anlamına gelen tearufu gerektirir. İnsan, farklılıkların, ilahi kudretin, hikmetin ve sınavın birer parçası olduğunu (Maide, 5/48) bilmeli, bunun farkında olarak bir arada yaşamaya gayret göstermelidir.
Bunun en güzel örneklerini asr-ı saadet dediğimiz Hz.Peygamber(sav)in zamanından itibaren görmekteyiz. Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanından günümüze İslam toplumları, Müslüman olmayan toplumlarla ilişkilerinde her zaman belli ölçüleri gözetmiştir. Bu ölçüleri belirleyen bizzat Kur’an ve Hz. Peygamberin (sav) sünnetidir. Kur’an-ı Kerim’de dinini kabul ettirme noktasında insanlara baskı yapılmasını yasaklayan ayetler bulunması (Bakara, 2/256; Kehf 18/29, Yunus 10/99), başka din ve inanç mensuplarına anlayış gösterilmesini gerekli kılmaktadır. Allah Rasulü (sav) döneminde Hristiyanlarla ilk ilişkiler, Müslümanların Habeşistan’a hicretiyle; Yahudilerle ilk ilişkiler ise bizzat Hz. Peygamberin (sav) Medine’ye hicretiyle başlamıştır. Medine İslam toplumunda üç ilahi dinin mensupları arasında örnek ilişkiler kurulmuş, antlaşmalar imzalanmış, birlikte yaşama hukuku geliştirilmiş ve bu hukuk Medine Vesikası ile yazılı hâle getirilmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Hulefa-yı Raşidin döneminde Müslüman olmayanlar, azınlık statüsünde değerlendirilmeyip asli unsur olarak kabul edilmiş, yapılan antlaşmalarda her ferde din ve vicdan hürriyeti tanındığı açık bir şekilde belirtilmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) ve ashabının temellerini attıkları birlikte yaşama hukuku tek taraflı bir süreçte gelişmemiş, Müslüman olmayanların, diğer din mensuplarının da bu anlayışa sahip olmaları gerektiği vurgulanmıştır. Bu sayede Endülüs’ten Hindistan’a, Afrika’dan Asya’ya İslam coğrafyasının dört bir köşesinde örnek toplum oluşmuştur. Farklı millet, kültür ve dinlerin kavşak noktaları olarak nitelendirebileceğimiz Kudüs, Şam, Bağdat, Kahire, İskenderiye, Kurtuba, Antakya, Mardin, İstanbul gibi İslam şehirleri, hoşgörünün, anlayışın, saygının birbirini anlamanın, tanımanın hüküm sürdüğü huzur ve barış merkezleri olmuşlardır.
Ancak ne yazık ki bu birlikte yaşama kültürü birikimimize rağmen bugün hâlâ farklılıkları kabullenemiyor ve bunun da en büyük toplumsal problemlerimizden birini oluşturduğunu görüyoruz. Birlikte yaşama ahlakından uzaklaşma batıda Müslümanlara karşı İslamofobi kaynaklı nefret söylemine dönüşürken, İslam toplumlarında da benim mezhebim, benim meşrebim, benim fikrim şeklindeki ayrımcığı ifade eden söylemler sebebiyle iç çatışmaların yaşanmasına yol açmaktadır.
Biz Müslüman toplumlar Kur’an-ı Kerim’in ve son Peygamberin (sav) evrensel mesajlarını ve örnekliğini esas almayı kendimize şiar edinirsek, yaşadığımız bu olumsuzlukların ortadan kalkmaya başladığını göreceğiz. İslam ümmeti, bir taraftan çağı doğru okuyan, diğer taraftan da dinin sahih bilgisini günümüze taşıyarak vazgeçilmez değerlerine sahip çıkan bir bilinç düzeyine yükseldiğinde şiddet sarmalından kurtulacaktır.
2015 yılı Kutlu Doğum Haftasının ilçemize, ülkemize, alem-i İslam’a ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diler, Kutlu Doğum Haftanızı tebrik ederim.
 

Bu yazı toplam 1073 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ


Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sincik Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.