EN FAZLA ÖLÜRÜZ…..

3.8.2016 09:14:36
Ahmet ÖZELMİŞ

Ahmet ÖZELMİŞ

“Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzak kurar. Ama Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.”
Babamın evdeki bıçakları, tornavidaları bahçeye gömdüğünü hatırlarım hayal meyal darbe kavramını duyunca… 1980 darbesinin o zamanlar bir köy olan Sincik’te yansımaları olurken henüz çok küçüktük ve farkında değildim neler olup bittiğinin. Anlatırlar büyüklerimiz bir onbaşının bütün ilçeyi sıraya dizip eziyet ettiğini. Hiç birşeyden haberdar olmayan masum halkın, ne olduğunu anlamayan çocukların korku dolu gözlerle etrafını izlediklerini anlatırlar o günleri tekrar yaşayarak…
Ne hissettiğimi ve ya ne düşündüğümü hatırlamıyorum o ilk haberleri gördüğümde. Ekranın askeri hareketlilik yazısı, boğazı kapatan tanklardı ilk gözüme çarpan görüntüler. Belki beş on dakika ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçti sanırım. Birkaç kanala baktım o sıra TRT de spikerin sıkıyönetim metnini okuduğunu gördüm. Korku dolu gözlerle ve titreyerek benzi solmuş bir şekilde… Neler oluyordu benim güzel ülkemde, hangi karanlık eller yine iş başındaydı. Hangi şer odakları hangi maşaları kullanarak ülkemi karıştırmak istiyorlardı yine. O sıra Cumhurbaşkanı bağlandı bir kanala ve iş başındayız halkı meydanlara bekliyorum bende orda olacağım mesajı. Ardından insan seline dönen sokaklar, tankları durduran koca yürekli insanlar. Ellerinde bayrakla boğazda düşen bir yiğit gördüm. Ankara’da insanların üzerine ateş ediyordu bir askeri helikopter acımasızca. Uzakta olup bu kutlu direnişe katılamamak en büyük acıydı o an. İzleyip dua etmekti payımıza düşen. “Ya Rab ülkemizi fitne ateşinden koru, şer odaklarına fırsat verme, zulme başkaldıran, tanklarını göğsünü siper edenlere yardımcı ol.”
Sabaha doğru halkın imanlı göğsü, zırhlı tankları bir bir ele geçirmişti. Bu rezil bu kahpe saldırıya en güzel cevabı halkım vermişti. Ve dünyaya vatan kavramının kutsallığını gösteriyordu. Gidecek başka yerimiz yok. Sığınacak başka bir ülkemiz yok. Ki olsa da bırakıp gidecek değiliz. Ölürüz bu uğurda ama vatanı hainlere bırakmayız. Elinde sopayla tanka doğru yürüyen amcanın dediği gibi “en fazla ölürüz.” Çok kanlı ve haince bir planı devreye sokmuştu ipi dış güçlerin elinde olan hainler. Nasıl bir zihniyetti ki bu kendi halkına silah doğrultacak kadar gözü dönmüştü. Halkının üstüne bomba atacak noktaya nasıl getirilmişti bu insanlar? Nasıl ve neye inandırıldılar? Evet REİS’in dediği gibi haşhaşiydi bunlar. Hasan Sabahh’ın ölüm timlerinde ne farkı vardı bunların? Ne için, kim için böyle bir ihanete kalkıştılar? Bunların arkalarında kimler var? Bütün bu soruların cevaplanması, bu cesur ve vatansever halka bütün kirli planlar şeffaf bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu da hükümetimizin en başta gelen görevi olmalıdır. Bütün bu yaşanan vahşetlere bir tiyatro diyen, sosyal medya hesaplarından darbeyi darbecileri destekleyen kanı bozuklara da gerekenler yapılmalıdır. Bu ülkede milli iradeden başka söz sahibi yoktur. Olmayacaktır. Güç ve iktidar hırsına kapılanlar bir gün bu hırslarının kurbanı olacaklardır. Etrafımızda bizim zayıflamamızı bekleyip, üstümüze çökmeyi bekleyen bir sürü düşman var. En acı tarafı da bu düşmanların içerdeki maşaları.
“Zamanın birinde ülkesinde hoşnutsuzlukları görüp nedenini bulmak için tebdil kıyafet gezen bir padişah ve vezir bir gece bir çobana misafir olurlar. Çoban ülkenin içinde bulunduğu durumdan şikayetlerini anlatırken birde sürüsüne dadanan hırsızdan söz etmiş. Artık dayanacak durumum yok demiş. Sabah uyanan padişah ve veziri, kapıda asılı köpeği görünce sebebini sormuşlar ancak çoban ben yaptım sebebini sormayım der. Bütün ısrarlara rağmen sebebini söylemez. Saraya dönen padişah çobanı getirtip tekrar nedenini sormuş. Ancak çoban bir şartla demiş. Üç aylığına padişahlığı bana verin demiş. Bu şartı kabul eden padişah saraydan ayrılmış ve çoban padişah olmuş. Bir gün çoban padişah veziri çağırarak aslında misyoner olduğunu ve amacının ülkeyi ele geçirmek olduğunu söylemiş. Vezirde kendisinin de misyoner olduğunu komutanlar hariç bir çok yöneticinin de misyoner olduğunu ifade edince o zaman demiş çoban padişah üst kademelerde bizim gibi olanları toplayalım bir yere tanışalım ne yapacağımıza karar verelim. Uzak bir vadide toplanmaya karar verildikten sonra çoban padişah komutanla görüşüp hazırlık yaptırmış ve vadiyi kuşatmasını benim işaretimle orada ki herkesin kılıçtan geçirilmesini söylemiş. Toplantı anında çoban vezir bir fırsat bulup dışarı çıkararak askerlere işaret vermiş ve bütün misyonerleri kılıçtan geçirmişler. Ülkeye dönen çoban padişah yeni ve halkına ve devletine bağlı kişilerden yeni görevlendirmeler yaparak kısa süre içinde mutlu ve huzurlu bir ortam oluşturmuş. Üç ayın sonunda ülkede ki rahatı ve huzuru yakından takip eden padişah gelmiş ve bunu nasıl yaptığını ve köpeğini neden öldürdüğünü anlat demiş. Çoban olanı biteni etrafının vatandaşın kanını emen kişilerle dolduğunu anlatmış. Ve demiş hani koyunlarımı hırsızlar çalıyor demiştim ya! İşte o hırsız benim kendi köpeğimmiş. O köpeğim meğer, ayda bir ya da iki tane koyunumu boğazlayıp götürüyormuş. Asıl hırsız, benimle berabermiş, bense günlerce hırsızın kim olduğunu arayıp durmuştum. Ancak, çaldığını kendisi de yemiyormuş. Hani bizim ovanın ilerisindeki orman var ya... O ormanda yaşayan asıl anasına götürüyormuş. Kısacası Padişahım, benim köpeğimin anası kurtmuş, demiş. Ve tekrar çoban kıyafetlerini giymiş. Saraydan çıkıp, köyünün yolunu tutmuş.”
Ne diyor Dede Korkut?
“Kahpe içerden olunca
Kapı kilit tutmaz oğul!
Halk içinde bozgunluk yapan
Haindir oğul!”
Diyecek başka birşey yok belki. Yapılması gerekeni artık meşru kurumlar yerine getirecektir. Şimdi işin bize düşen kısmı milletçe birlik ve beraberlik içinde, bütün farklı fikirleri bir tarafa bırakarak sağduyulu bir şekilde hareket etmek olmalıdır. Bu ülke bizim. Bu ülke bu topraklar üzerinde yaşayan 79 milyon vatandaşın. Uyanık olmak lazım provokasyonlara gelmemek lazım. Tamam kızgınız öfkeliyiz ancak bu öfke kardeşlerimize yönelmemeli. İkinci planları aramıza fitne sokarak bizi birbirimize düşürmek olacaktır. Aklımızla, yüreğimizle ve vicdanımızla hareket etmeliyiz. Her daim uyanık olmalı bu tür girişimlere fırsat vermemeliyiz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün personelini aynı kefeye koymadan, vatan evlatlarına, bu ülkenin en değerli kurumlarından olan TSK ya sahip çıkma zamanıdır. Onlar bu ülkenin evlatları bu ülkenin çocukları, geleceği. Yapılan ihanetin gerçek planlayıcılarını ve uygulayıcılarını, ak ile karayı belirlemek lazım. Bize düşen en büyük görevde vatan için bayrak için aydınlık bir gelecek için çok çalışmak ve meydanı düşmanlarımıza bırakmamak olacaktır.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun…

 

Bu yazı toplam 7473 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ


Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sincik Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.