Seçim öncesi Ak Parti ve 7 Haziran'ın bize öğrettiği-1 / Köşe Yazısı - Ebuzer AYDIN

2.8.2015 21:29:47
Ebuzer AYDIN

Ebuzer AYDIN

Bu satırları bir gazeteci kalemiyle değil, bir Ak Partili olarak yazdığımı, bir öz eleştiri olduğunu düşünerek okumanızı rica ediyorum. Katıldığınız taraflarını Ak Parti Genel Merkezine iletmenizi, katılmadığınız yanlarını da bana iletmenizi rica ediyorum. Bunu yaptığımızda Allah katındaki sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Zira içerisinde bulunduğumuz gemi su alırsa hepimiz helak oluruz.
Ne kadar kısa tutup özetlemeye çalışsam da, konu başlıklarının çokluğu, aslında yanlışlarımızın büyüklüğü yazımı uzattı. Bununla birlikte yazımın uzunluğundan şikayet olacağı gibi, değinemediğim konular hakkında da sitemler olacaktır. Bilirsiniz ki, bir yazıda her şeyi yazabilme imkanı yoktur. Başından sonuna kadar okunduğunda, yazı bir bütün olarak anlaşılıp, maksat hasıl olacak kanaatindeyim. Amacım ne kimseyi yüceltmek, nede kimseyi üzmektir. Sadece rıza-i ilahiyi gözeterek belki de zarar göreceğimi bile bile yazıyorum.
13 yıllık Ak Parti iktidarı boyunca batının kahpe yüzü, Amerika'nın hain kalbi, İsrail'in düşman suratı hiç gülmedi. Ülkemizin geldiği yere zaman zaman olumlu açıklamalar yaparak sevindiklerini gösterseler de, kredi notlarımızda yükselme olsa da, avının büyümesinden rahatsız olmayan avcı gibi hep pusuda beklediler. Emperyalistlerin ve kapitalistlerin düşüncesi zaten bunun ötesine geçmez. Halkı açlıkla boğuşan bir ülkeyi kim takar ki? Gelişen, büyüyen, hazinesi dolmuş, bankaları tıkır tıkır çalışan, imf'ye borcu bitmiş bir ülke şüphesiz istilaya en yakın ülkedir. Tarih boyunca da yeraltı ve yerüstü kaynakları olmayan bir ülkeye bunların bir şey götürdükleri görülmemiştir.
Az da olsa Ak Parti iktidarına sabreden batılı sözde dostlarımız, adeta ambarın dolmasını beklemişler!. İstedikleri seviyeye ulaşınca da her taraftan saldırmaya başladılar. Bu saldırılara geçerken bir yerde yanlış yaptıklarının sonradan farkına vardılar. Zira saldırı için geç kalmışlardı. 17 – 25 Aralık operasyonları ve öncesinde Gezi olaylarıyla gecikmiş olduklarını gördüler. Çünkü onlar, Türkiye'de bu kadar kısa sürede istikrarın sağlanacağını, ekonominin düzeleceğini, Türkiye'nin büyüyüp itibar sahibi olacağını, ambarını bu kadar çabuk dolduracağını ve halkın iktidarının arkasında duracağını tahmin etmemişlerdi. Bir uyandılar, atı alanın Üsküdar'ı geçtiğini gördüler. Devi yıkmak için tüm imkanlarını seferber ettiler. Ama yinede deviremediler. Yaraladılar belki ama, hala dev onlarla kapışıyor ve güçleri yetmiyor. Dünya bir tarafa o dev bir tarafa. Dünya bir tarafa Cumhurbaşkanı Erdoğan bir tarafa. Savaşın adı yok ama hedefi var. Hedef, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır. Ak Parti yada Başbakan demiyorum. Direk Recep Tayyip Erdoğan diyorum. Çünkü intikam düşmandan alınır, onlara göre düşman Cumhurbaşkanımızdır. Gerisi hikaye. Bugün Cumhurbaşkanını diskalifiye edin, Türkiye'de her şey eskiye döner. Parti, pırtı, cemaat vs gelip geçici şeylerdir. Bir mahkeme kararı partiye, birkaç tane ajan ise bütün cemaatlere yeterlidir…
İçerde ve dışarıda kapışma devam ederken, Ak Parti iktidarının son iki yılını paralel yapıyla mücadele etmekle geçirttiler. Bizlerde paralel ile yatıp paralel ile kalktık. Biz paralel dedikçe başkaları da bize karşı nefreti körükledi. Onun için Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç; “Eskiden seçmenin yarısı bizi desteklerken diğer yarısı da bize sempati duyuyordu. Şimdi ise diğer yarısı bizden nefret ediyor” demişti. Yerinde bir sözdü. Asla rücû ediş ve yeniden çıkış noktamız burası olmalıyken, Ak Parti içerisindeki neo paraleller neredeyse Bülent Beyi paralel ilan edeceklerdi. Paralel dedikçe insanlar kendilerini kahraman sanıyorlardı. Savaşı kimle yaptığımızın farkında değildik. Zira paralel ile mücadele meselesi bitmemeliydi. Birilerine nema oluyordu, taze kan oluyordu. Bunu anlamayan ise bizlerdik. Elbette her türlü paralel ve illegal oluşumlarla mücadele edilmelidir. Ancak bunu sadece devletin yetkili kurumları yapmalıydı. Beş yılda en az iki defa halkın önüne görücüye çıkacak, oylarına talip olacak siyasi bir parti, bu meseleyi ve bu mücadeleyi bu kadar büyütmemeliydi!.
Bizler iliklerimize kadar soğuğunu hissettiğimiz 28 Şubattan gelenleriz. Öncesinde askeri darbeleri yaşamış, defalarca partileri kapatılan partici ve seçmenleriz. Bir zamanlar İslam ve Müslüman ile akıl almaz derecede irtica adı altında mücadele edip bizleri mahkum edip zindanlara attılar. Yinede bu kadar oturup kalkıp halka şikayet etmediler veya isim vererek şu yapı bu yapı demediler. Kimse mücadele ettiği yapıyı halka bu kadar şikayet etmedi. Bir defa yaptık karşılığını aldık. İkinci seçimde o deriden aynı çarığı yapmaya kalktık. Belli bir noktadan sonra millete gına geliyor. Ne oluyor kardeşim! Devlet sensin beni niye bu işe bu kadar karıştırıyorsun demeye başladı seçmen. Çünkü mücadelemizi baba oğlun birbirine savaş açmasına kadar sürdürdük. Sistem, bugün düşman ilan ettiğimiz dostlarımızı bize karşı düşmanca kullandı. Çünkü bizim zaafımızı onlar biliyorlardı. Çünkü her şeyimizi onlarla paylaşmış, her sırrımızı onlara vermiştik. Kişi sırrını verdiği dostuyla sonradan düşman olursa, o'da kalkıp sırrını düşmana verebilir. Bir milletin zaafı düşmanının eline geçince de artık dönüşü olmayan bir yola girilir. Biz, paralel yapıyla mücadeleyi baba oğul kavgasına, kardeş kavgasına kadar indirgememeliydik. Bütün bunları söylerken kardeşlerimizin çok masum olduğunu iddia etmiyorum. Elbette ki yaptıkları yanlışlardan dolayı bunlar oldu. Ancak biz bu meseleyi kendi aramızda büyütmeden halledebilirdik. Fakat içimizdeki hainler, paralel olmak isteyenler buna müsaade etmedi. İslami cemaatlerin hepsinde kuyruk acısı vardı. Zira paralel dediğimiz cemaatin ulaştığı noktayı diğerleri hayal bile edemiyorlardı. Bunun üstüne birde iktidara ortak olmayı ekleyince, iktidar nimetlerini de kimseyle paylaşmayınca olanlar oldu. Cemaat resmen her şey sadece benim olsun istedi. Paylaşımcı olmadı. Birde siyasete o kadar çok bulaştı ki, asıl hedeflerini unutur oldular. Uhud'un okçularına döndüler. Verilen talimatı unutup ganimet dağıtılıyor diyerek mevziyi bırakıp ganimete saldırınca, düşman arkadan gelip sahabe ordusunu mağlup etti. Cemaatte böyle mağlup oldu. Bugün cemaatin düştüğü hataya düşenlerin akibeti daha kötü olacaktır. Bu savaşın galibi olamaz. Kardeşler arası ve Müslümanlar arası savaştan kimse daha galip çıkmamıştır. Büyüklüğüne bakmadan çarpışan iki aracın her ikisi de zarar görür. Bizim açımızdan da seçim sonuçları söylediklerimi kanıtlamıştır.
İktidar üstüne iktidar olurken, birileri kefen giydik bu yola çıktık derken başkaları da bu işin keyfini çıkarmaya başladı. Yavaş yavaş tevazuyu elden bıraktık. Ehliyet ve liyakati bir kenara koyup, milletin önüne kimi koyarsak koyalım bize oyunu verir havasına kapıldık. Hatta karılarımızın ve kızlarımızın arkadaşlarını olmadık yerlerde aday gösterdik. Bu durumda kimse bilmese bile Allah'ın bildiğini unuttuk. İnsanlarda gördü ve bildi. Ama kimse buna karşı çıkmadı, yanlış yapıyoruz demedik...
Ehil ve layık kişileri bir kenara koyarak, zengini, adeta yanlışımıza karşı çıkmayacak, bizi eleştirmeyecek, sadece oylamaya katılmasını düşündüğümüz kalitesiz ve değersiz insanları tercih ettik. Bunun yanında da elimizde kozları olan, bak sen bilirsin ha! Diyeceğimiz adayları da tercih etmedik değil… Bütün bunları hesap ederken halkı hiç düşünmedik. Halk ile genleri uyuşan, onların içinden çıkagelmiş, tekrar içlerine dönüp sorun ve sıkıntılarını dinleyecek, çözüm arayacak kişileri tercih etmedik. Kısacası öyle bir hal aldı ki, halk için değil, kendimiz için tercih yaptık. Oysa her ikisinin ortasını bulmalıydık. Halkında istediği adayları koymalıydık. Elbette herkes güvendiği ve istediği adayları gösterecektir. Ancak bir parti Türkiye'nin yarısının oylarını alıp, sonra da bu yarısı içerisinde hem kendisinin hem de halkın istediği 550 tane aday çıkaramıyorsa çok büyük bir sorun yaşıyor demektir. Bingöllünün Diyarbakır'da, Diyarbakırlının başka bir ilde aday gösterilmesinin anlamı nedir? Kim bu politikaları üretiyor? Eski köye bu yeni adet neyin nesi? Biz o seviyeye gelmiş bir millet miyiz ki!?...
En çok iş yapan biz olduğumuz için doğal olarak en çok hata yapanda biz olacaktık. Ama gel gör ki hiç bir hatamızı kabul etmedik. Tertemizdik ve hata yapanları içimizden temizlemedik. Temizlenmeleri için fırsat vermedik. Bir kez olsun evet ya, doğrudur biz hata yaptık ve düzelttik demedik. Biz hatalarımızdan dönme erdemliliğini gösteremedik. Bu durumda yanlışlarımız diğer partiler tarafından kullanıldı ve herkese ulaştırıldı. Duymayan duydu, mesele küçük iken daha da büyüdü. Muhalefetin ne yanlışı olacak ki? Ne yaptılar ki hataları olsun? Bir muhalefet görevidir onuda bir türlü beceremediler. Zaten Ak Partinin en büyük sorunu, karşısında güçlü bir muhalefetin olmayışıdır. Zira muhalefet ne kadar güçlü olursa iktidar da o kadar başarılı olur.
Ak Partinin tabanından en çok aldığı eleştiri, teşkilat yoklamaları iken, buna birde sivil toplum örgütlerini ekleyince durum dahada içinden çıkılmaz oldu. Teşkilat yoklamalarının hesabını tabanına veremeyen parti, birde sivil toplum örgütlerini aldatınca, millet öyle mi! Seni bir silkeleyeyim de aklın başına gelsin dedi. Buna rağmen bu düşüşü Ak Parti bir uyarı olarak almaz ise, zirveden iniş devam edecektir.
Ak Partiden nemalananlar yapılan yanlışlara karşı çıkmadıkları gibi, halkın şikayetlerini, ilgili yerlere ulaştırmasına da engel oldular. Vatandaş sesini kimseye ulaştıramadı. Adaylık süreci Ankara'ya kanca atanların istediği gibi geçti. Sonuç onların zaferiyle neticelendi. Vatandaş adeta robotlaştırıldı. Sizin düşünmenize gerek yok, biz her şeyi sizin yerinize düşünüyor ve adınıza yapıyoruz dedik.
Konum sahibi parti mensupları ne iyiliği emrettiler, nede kötülükten men ettiler… Yüce Allah Kur'anda İsrail oğullarının helak sebebinden bahsederken, onların yanlışlarından dolayı birbirlerini ikaz etmediklerini haber veriyor. Hiçbir hata ve yanlış karşılık bulmadı. Her yanlış yapanın yanına kar kaldı. Yanlış yapan bizdense yapması caizdir havasına kapıldık. Korktuk, bu konuda ne adalete, nede millete güvenmedik. Yanlış yapanları çorap söküğüne benzettik. Bir ilmik koparılırsa gerisi gelir dedik. Oysa kasadaki çürük elmaya benzetseydik, o çürüğü çıkarıp atacaktık ve kalanları kurtaracaktık...
Seçim propagandasını yanlış yaptık. Dinde yeri olmayan düşünce ve sözlerle seçim meydanlarında gezdik. Ölülerden ölülere, ölülerden dirilere, dirilerden ölülere selamlarla mitinglere başladık. Yaptıklarımızı her yerde her mitingde tekrar ettik. Oysa yapılanları halk biliyor, yapılacaklar için oy kullanacaktı. Mitinglerde rakiplerimizi devleştirecek kadar büyütüp onları konuştuk. Bazen de büyüklüklerini hiçe sayarak onlardan çok sıradan bahsettik. Ama vatandaş bunların hiç birisini yemediğini bize gösterdi…
Başbakanımız bir taraftan, Cumhurbaşkanımız diğer taraftan mitingler yaptı. Millet gerçekten bıktı. Savaş veriyoruz havasını estirdik. Sert dil kullandık. Bir türlü ılımlı olamadık. İnsanlara akılları nisbetinde konuşmamız gerekirken fanatiklere fanatizm aşılıyorduk adeta. Düşünenler için bir şey yapmadık. Taraf olmayanlar için bir şey yapmadık. Bizden nefret edenler için bir hamle yapmadık. Kararsızlar için bir girişimde bulunmadık. Emekli, asgari ücretliler için bir vaatte bulunmadık. Halinden memnun olmayanlara yaptığımız otoban yolları ve tünelleri söyledik. Oysa onlar, bana ne yoldan tünelden, kendi akıllarınca bana ne bunlardan deyip geçtiler. Böylece kaybedilmek üzere olanları kazanacağımıza, toptan kaybettik.
HDP'NİN üç milyona yakın oyu varken altı milyonun üstüne çıkarmasında bizim katkımız büyük oldu. Kimse kusura bakmasın ve HDP'YE oy verenlere sövmesin. HDP'YE oy verenleri eleştirenler, onlara oy vermek zorunda bırakanları da eleştirsinler. Suçu hep başkasında aramamak gerekir. Bir taraftan onları muhatap alıp eleştirilerin dozajını arttırarak onları halkın gözünde büyüttük. Öbür taraftan bunlara oy verme ihtimali olanların beklentilerine cevap veremedik. Hal böyle olunca sandığa da bu irade yansıdı.
Siyasi rakiplerimizi eleştirirken kullandığımız asıl argüman din ve dini değerler oldu. Din ile alakası olmayanları din üzerinden vurmaya çalıştık. Kıblesi taksim olanlar sözüyle birilerine saldırırken, bize oy verenlerin bizim ne kadar müslüman olduğumuzu sorgulayacaklarını, adaylarımızın dini hassasiyetlerine bakacaklarını, bize de bu pencereden bakacaklarını unuttuk! Evet her fırsatta Ak Partinin dini bir hareket olmadığını söylesek de, dönüp dolaşıp kendimize başka bir ideoloji bulamadığımız ve bulamayacağımız da malumdur. Başkalarını din üzerinden eleştirdik ama halkın önüne koyduğumuz adaylarımızın önemli bir kısmının din ile alakalarına bakmadık. Adaylarımızın kıblesini sorgulamayı unuttuk!... Ak Partiden aday olmuşsa bu Mekke'den gelmiş havasını estirdik.
Ak Parti ciddi bir manevi kimlik bunalımı yaşamaktadır. Ak Partinin ideolojisi belli değildir. Önce kimliğini oluşturmalı, buna göre de kendisine çeki düzen vermeli, hedefini ve kimlerle bu hedefe varacağını belirlemelidir. Hedefi belli olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez. Türkiye'nin siyasi tablosuna baktığımızda sadece ideolojileri belli olan partilerin kaldığını, diğerlerinin tarihe karıştığını görüyoruz. Toplumsal hareketler, dini hareketler, sivil toplum örgütleri zaman zaman inişe geçebilirler, kaybedebilirler. Ama davalarından asla vazgeçmezler. Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlere inanırlar. Kaybettikleri zaman döner hatalarını ve yanlışlarını telafi ederler. Hatta bazen kaybetmek kazanmaktır.
Bir taraftan cemaat ile mücadele ederken diğer taraftan listelerimize belli başlı cemaatlerden hatırı sayılır adaylar koyduk. Hatta siyaseti küfür sayan cemaatlerin, paralel ile mücadele sürecinde daha çok rol aldıklarını, akabinde onlarca adayın bu cemaatlerden partiye sızdığına şahit olduk. Tabanlarının rahatsızlığına rağmen, davalarını rant ve siyasete değişenlerin yarın paralel dediklerimizden daha kötü akibet yaşayacaklarını biliyorlar. Bu cemaatlerin tabanları bunu bildiği için karşı çıkmaktadırlar. Çok uzun zamandan beri dış bağlantılı hain bir elin islami cemaatlerin içerisinde dolaştığı inkar edilemeyecek kadar ayyuka çıkmıştır.
Suriye politikası nedeniyle çok eleştirildi Ak Parti. Ben Ak Partinin Suriye konusundaki politikasını çok doğru buluyorum. Ama milletin kafasındaki şüpheleri kafamdakilerle de tartınca bazı şüpheleri taşımıyor değilim!.
İslam tarihine bakıyorum, tarih boyunca savaşı sadece Müslümanlarla olan komşumuz İran var. Batılıların gerçekleştirdiği, sözde İslam inkılabı ertesi Humeyni denilen Hindistanlıyı Fransızlar İran'a getirdiklerini sonradan öğrendik. Bir zamanlar bütün islami cemaatlerin ilham kaynağı olmuş bu hareket ile Türkiye'deki İslam gençliğini zehirlediler. Bir zamanlar İslam devletine hasret, adalete hasret, dinini yaşayamayan Müslümanların inancı, akidesi, adeta İran olmuştu. Bu projenin devamında çeşitli cemaatler bu ülke tarafından beslendi. İslam alemi biliyor ki, İran inancı ile İslam Aleminin inancı bir mezhep farklılığı değil, din farklılığıdır. İran'ın takiyyeci nifak dinini ve muta çocukları olan sarıklı mollaların başını çektiği inancın adına dünyada sadece biz İslam diyoruz. Çünkü gençliğimiz İslam inancını ve fıkhını öğrenmeden onlara gönül verdi. İran virüsü Türkiye'yi kapladı. Bugün bu virüsün temizlenmediğini gördük. Bu virüs ile büyüyen bir çok kişinin Ankara'da, Başbakanlıkta, Cumhurbaşkanlığında üst düzey görevlerde olduğuna, hatta karar mekanizmalarında olduklarına şahidiz.
Suriye'deki savaşı devam ettiren tek unsur ve güç İran olmasına rağmen, bizim siyasetimizin İran ile bu kadar içli dışlı olması, onlarla adeta aşk modunda olması, Türkiye toplumunu ve Ak Parti tabanını son derece rahatsız ediyor. Esed denilince kükrüyoruz, savaşı devam ettiren, fiilen savaşan, kardeşlerimizi öldüren İran denilince, mezhep kavgalarını bırakınız biz ümmetin vahdetini düşünüyoruz palavraları bu toplumu rahatsız ediyor. Biz ne Şii, nede Sünni dinindeniz açıklamaları toplumu daha da şüphelendiriyor.
Filistin'in ihtiyacı vardır.
Fi Emanillah…
Ebuzer AYDIN
“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan, Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni”
 

Bu yazı toplam 1215 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ


Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sincik Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.