Dünya’nın Gölgesinde Bir Dram; Diren Kobani, Şengal / Köşe Yazısı - Servet DURMUŞ

13.1.2015 23:02:50
Servet DURMUŞ

Servet DURMUŞ

Türkiye’nin sınır komşuları olan Irak ve Suriye’de devam eden işid terör belasının uyguladığı vahşi katliamlarla sesini tüm dünya ya duyuran, bu katliamcı örgütün yeni olmasından dolayı da kendisini ve yapısını çok çabuk duyurması yaptığı kelle kesme ve toplu infazlarla kendini çok çabuk duyurmasına rağmen ve dünya ülkelerinin gözü önünde cereyan edilen bu kabul edilemez. Olayın neden üzerine en seri ve kısa zamanda gidilmiyor. Önü kesilip sonlandırılmıyor, diye insanı düşündürüyor. Acaba bu yaşanan vahşet ve katliamın uygulandığı bölge Kürdistan coğrafyası ve Kürtler olduğu için mi? Diye insanı düşünmek zorunda bırakıyor. Veyahut insanlık düşmanı bu yapı yetmiyormuş gibi İşid’in daha da yapacağı katliamlarımı bekliyorlar.
Geçtiğimiz senenin hafızalardan silinmeyecek en büyük zulümü, ne yazık ki haber değerini kaybettiği için medyada artık yer bulamıyor. Yüz binlerce insanın evinden, yurdundan koparılmasına neden olan bu zulüm; vatanlarından ayrılmak zorunda kalan masum bir halkın sessiz çığlıkları arasında aklımızdan uçup gidiyor.
Ciddiyetini tam manasıyla kavrayamadığımız bu zulüm; esasen küçük bir empati yoluyla bile yüreğimizi titretebilecek seviyelere ulaşmış durumda. Bir insan hayal edin ki savaş yüzünden evinden edilmiş, belki en yakın akrabalarını kaybetmiş ve şehrini uzaktan görebileceği bir tepeye yani Suruç’a yerleşmiş. Her yeni güne kalktığında köyünün bombalanma sesleriyle uyanıyor, daha da kötüsü evi gözleri önünde yerle bir ediliyor. Belki hayata tutunmasına sebep olan tek şey; “Savaş bitsin evime döneceğim” hayali, bir çırpıda yerle bir oluyor. Yine de devam ediyor acılar; havaların soğumasıyla çocuklarının donuk bakışları iyice belirginleşmeye başlıyor. Ve kelimelerle anlatılamayacak o çaresiz babanın gizliden gizliye sesiz ama kulakları sağır eden o çığlıkları… Bir dram, zulümünden hiç eksilmeden devam ediyor.
Suruç ve Kobani’yi koparılamaz yapan bağ, Beşer bir elle çizilmiş sınırlar asırlardır koparamamış iki halkı birbirinden, koparmazda. Birbirlerinin akrabaları hep karşı kentlerde kalmış, birbirlerine kız verip almışlar. Bir akşam sınırları yok sayıp akşam çayı içmişler beraber. Kobani’de düğün olursa gitmemek hep ayıp olumuş, beraber çekilmeyen her halay biraz eksik kalırmış bu iki kardeş halk için. Şimdilerde o günlerin hayaliyle yaşıyorlar, tekrar gülmeyi ve sınır tanımaksızın yaşamayı özlüyorlar…
Şimdilerde 80 yaşında ki Şemso Eyşo teyzemin veryansınlarıyla çınlıyor kulaklarım, onurunu kaybetmemiş bir halkın bütün sıcak dilekleriyle ısıtıyor sözlerimi içimi; Allah hepimizin yardımcısı olsun diyorum içten içe, hepimizin…
Şemso Eyşo teyzemin zulmü iliklerimize kadar hissettiren o sözleri: “Doğduğum toprakları çok seviyorum ama IŞİD yüzünden terk etmek zorunda kaldık. Tüm eşyalarımızı, tarlamızı, hayvanlarımızı bıraktık. Ağladığım, güldüğüm yer orası. Kobani’deki ateş söndüğünde eğer sağ isem gideceğim ve toprağı öpeceğim. Yok eğer burada ölürsem çocuklarıma vasiyetimdir, beni Kobani’ye gömsünler.”
Yaklaşık 100 gündür devam eden kanlı savaşta on binlerce kişi hayatını kaybetti, yüz bine yakın kişiyse yurdundan çıkarıldı. Yine de bu kanlı çıkar savaşı, çocukların gözünden o sıcak gülümsemeyi ve annelerin umudunu hiçbir zaman alamadı. Çaresizliğin gırtlağa dayandığı bu zor günler, Suruç ve Kobani’nin kardeşliği daha da perçinledi. Yıllarca birbirine kız verip almış bu iki halk anladı ki birbirlerinden başka hiçbir dostları yok, savaştan önce beraber içtikleri beş çayı aslında onları kan kardeş yapmış ve ırklarını değil, kalplerini birbirine kenetlemişti.
Her yerden bomba, tüfek, patlama ve ölümün karanlık sesi yükseliyor. Her yerden hınçlı, kindar, yok etmeyi hedefleyenlerin sesi yükseliyor. Tüm tarihi savaş ve işgallerle biçimlenen Ortadoğu’da yeni acılar yaşanıyor. ”İmdat” çığlıklarını hepimiz duyuyoruz. Kadınların, yaşlıların, çocukların çaresizlik içinde oradan oraya göç etmek zorunda kaldıklarını her gün görüyoruz.
Savaş, bombardımanlar ve acılar derin bir karamsarlık yaratıyor ve böylesi koşullarda, her zaman olduğu gibi, en tehlikeli virüs, ırkçılık virüsü hızla yayılıyor.
Yıllardır Esad rejiminin zulmünden kaçan insanlar Ortadoğu’nun dört bir yanına dağıldı. Resmi açıklamalara göre, Suriye’den ve Irak’tan 1.3 milyon insanın Türkiye’ye sığındığını biliyoruz.
Son bir aydır, IŞİD’in zulmünden kaçanlar; önce on binlerce Ezidi, ardından da Kobane’de yaşayan yaşlı, çocuk ve kadınların çoğunluğunu oluşturduğu on binlerce Kürt sınırı geçip Türkiye’ye geldi.
Rojavalılar aç, susuz ve arkalarında katliam tehdidinin yarattığı ağırlıkla bekliyorlar.
Şimdi bir de üstüne, ABD ve müttefiklerinin bombalarından kaçanların eklenebileceği söyleniyor. Pentagon’daki savaşın efendilerine göre, Irak ve Suriye’ye askeri müdahale üç yıl sürecek. Hepimizin gözü kulağı Kobane’de.
Hepimizin gözü kulağı Halep’te.
Hepimizin gözü kulağı sınırlarda, Suruç’ta.
Dayanışmak zorundayız. Dayanışmadan söz edeceksek, o gün işte bugündür!
Yardımlaşmak zorundayız. Yardımlaşmadan söz edeceksek, o gün işte bugündür!
Kardeşleşmek zorundayız. Kardeşleşmeden söz edeceksek, o gün işte bugündür..
Şimdilerde hem Suruç hem Kobani beraber direniyor bu zulümün tatsız yüzüne. Ve tefekkürle bekliyorlar çünkü Akıllarında tek bir ayet var; “La Tehzen! İnnallahe meana” (Üzülme Allah bizimle beraberdir.)
 

Bu yazı toplam 656 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Servet durmuş
15 Ocak 2015 Perşembe 19:53
19:53
Durmaz kayan ben teşekkür ederim ilgi ve alakanızdan dolayı.. Varolun
Durmaz KAYAN
15 Ocak 2015 Perşembe 15:05
15:05
Böyle sosyal bir konuyu ele aldığınız için ve duyarlılığınız için teşekkürler. Yazınızı baştan sona büyük bir zevk ve şevkle okuduğumu belirtir, yazı hayatınızda başarılar dilerim.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ


Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Sincik Gündem | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.